Gonca Arşiv

Fatih Sultan Mehmet
Mehmet Terzi

Mayıs 2006
YA iSTANBUL BENİ ALIR
YA DA BEN İSTANBUL’U


Fatih Sultan Mehmet 29 Mart 1432’de Edirne’de doğdu. Babası Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun’dur. Devrinin en büyük âlimlerinden birisiydi ve birçok yabancı dil bilirdi. Âlim, şair ve sanatkârları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Fatih Sultan Mehmet okumayı çok severdi. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhepten olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmet yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul’a getirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini Ali Kuşçu kendi döneminde İstanbul’a geldi. Şairlik yönü de olan Fatih Sultan Mehmet 1481 yılına kadar hükümdarlık yaptı ve bizzat 25 sefere katıldı. Savaşlarda çok cesur olur, bozgunu önlemek için ileri atılarak askerleri savaşa teşvik ederdi.

20 yaşında Osmanlı padişahı olan Sultan İkinci Mehmet, İstanbul’u fethederek Fatih unvanını aldı. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Hadis-i Şerifinde müjdelediği İstanbul’un fethini gerçekleştiren büyük komutan oldu. 3 Mayıs 1481 günü Maltepe’de vefat etti ve Fatih Camii’nin yanındaki Fatih Türbesi’ne defnedildi.

Devasa Toplar
İstanbul’u çevreleyen surların orta çağın imkânları ile aşılması güçtü. O dönemde bu surları yıkabilecek top da yoktu. Fatih Sultan Mehmet bunu bildiği için yeni bir top projesi hazırladı. Dökümcü ustaları, padişahın çizdiği çapta topların atışa dayanmayacağını çatlayacağını söylemelerine rağmen Fatih, topları döktürdü. Topun yapımı bittikten sonra denenmesi gerekiyordu. Edirne halkına, atışta oluşacak gürültüden korkmamaları için haber verildi. Baruta ateş verildi ve gülle fırlatıldı. Sesi yaklaşık dört kilometre mesafeden duyulan topun güllesi, iki kilometre uzağa düşmüş ve düştüğü yerde bir kulaç derinliğinde çukur açmıştı.

Sefer Başlıyor
1453’ün şubat ayı gelince II. Mehmet, büyük to­pun Edirne’den İstanbul surları önüne götürülmesini emretti. Topu, altmış manda çekiyordu. Topun iki tarafında dört yüz asker, her­hangi bir kayma olmaması için takip ediyordu. Martta büyük top, surların sekiz kilometre ötesine ulaştı.

“Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni.” diyen Sultan Mehmet, azimliydi. Orta çağın en bü­yük kalesini yıkmak için yaptırdığı müthiş topları, surların önüne dizmişti. Bu toplardan iki tonluk gülle atanlar mevcuttu.

Bu büyük icadın yanında genç hükümdar daha neler icat etmemişti ki? Füzeler, hareketli zırhlı kuleler ve havan topunu da icat etmişti. 21 Nisanda bu topu ilk defa olarak, güllesini tepelerden aşırarak, Haliç’teki düşman donanması üzerinde kullandı.

Rumeli Hisarındaki Esrar
Fetih için İstanbul’un dış dünya ile bağlantısının da koparılması gerekiyordu. Bunun için de Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı yapılmalıydı. Bu hisarın plânları Fatih Sultan Mehmet ve Mimar Muslihiddin tarafından çizilmişti. İnşaatında Koca Sultan’ın bile taş taşıdığı Rumeli Hisarı’nın inşaatında altı bin işçi gece gündüz heyecanla çalıştı. Sonuçta hisarın inşaatı 132 gün gibi akıl almaz bir zamanda bitmişti. Boğaz kontrolünü elde tutmak açısından çok önemliydi. Maddi olduğu kadar manevi önemi olan bu hisar, yukarıdan bakıldığı zaman, Arapça “Muhammed” yazısı okunacak şekilde yapılmıştı.

Adalet
Bizans’ı kurtarmak üzere İstanbul’a çağrılan Haçlı ordusunun askerleri, Ayasofya’nın tepesindeki altın haçı sökerek eritip satmıştı. Oysaki İstanbul’un fethinden sonra bir yeniçeri, fetih hatırası olsun diye Ayasofya’dan bir parça çini koparırken yakalanmıştı. Daha sonra bu yeniçeri çıkarıldığı mahkemede suçlu bulunarak cezalandırılmıştı.

Kalplerin de Fatih’i
Fatih’in devlet yönetimindeki başarısı insanların kalplerini kazanmakta da devam ediyordu. Halkının en ufak ihtiyacını bile gözardı etmeyen bir sistem kurmuştu. Fermanında şunların yapılmasını istiyordu:

«Ben ki İstanbul fatihi Sultan Mehmet... Bizzat alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un taşlık mevkiindeki yerleri ve yüz otuz altı dükkânımı, aşağıdaki şartların yerine getirilmesi için halkımın yararına vakfediyorum.

Buralardan elde edilecek gelir İstanbul’un her sokağına ikişer kişi görevlendirdim. Bunlar ki ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu hâlde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezsinler. Bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu eksinler.

Ayrıca on cerrah, on doktor ve üç de yara sarıcı görevlendirdim. Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, istisnasız her kapıyı vuralar. O evde hasta olup olmadığını soralar, şifası var ise tedavi edeler. Değilse Darülacezeye kaldırılarak orada huzura erdireler.

Allah korusun, herhangi bir gıda maddesi sıkıntısı olduğunda bırakmış olduğum yüz silah, işin erbabına verile. Bunlar ki vahşi hayvanların yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda Balkanlara çıkıp avlanalar ki hastalarımızı gıdasız bırakmayalar.

Ayrıca külliyemde inşa eylediğim imarethanede, şehitlerin aileleri ve fakir insanlar yemek yiyeler. Ancak yemek yemeye veya almaya kendileri gelemeyenlerin yemekleri, akşamüzeri kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle...

Fatih’i Titreten Kuvvet
Büyük Fatih, hocası Akşemseddin Hazretlerini, çok sever, ona daima hürmet ederdi.Sık sık hocasını ziyaret eder, her ziyaretinde Akşemseddin Hazretleri hiçbir zaman ayağa kalkmazdı. Akşemseddin de bazı günlerde Sultan Fa tih’in ziyaretine giderdi. Fatih, Akşemseddin huzura girin ce ayağa kalkar, daima onu ayakta karşılardı. Bir gün Sadrazam Mahmud Paşa: Devletlü Sultanım, siz Akşemseddin’i ziyarete gittiğinizde o ayağa kalkmaz, fakat o size geldiğinde siz ayağa kalkıp onu karşılarsınız. Diğer âlimlere bunu yapmazsınız. Sebep nedir acaba, diye sorunca Fatih: Bunun sebebini ben de bilmem. O’nu görünce yerimde oturamıyorum. Başka âlimlerin benim huzu rumda eli titrer dili dolaşır; Akşemseddin’in huzurunda ise benim elim titrer, dilim dolaşır, dedi.